SU
ve KİRLİLİĞİ
"JEOTERMAL POTANSİYELİMİZ, KULLANIM ALANLARI ve
REENJEKSİYON" konusunda bilgi için
BURAYI tıklayın.
Ergene Havzası Projesi Anket Çalışması
anketler doldurulup,
yavuzgorduk06@hotmail.com adresine
gönderilecektir.
SU
Su canlıların yaşaması için hayati
öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük
canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün
insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünyamızın
%70'ini kaplayan su, bedenimizin de önemli
bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak yeryüzündeki su
kaynaklarının yaklaşık
%0.3'ü
kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir.
Dünya
nüfusunun
%40'ını
barındıran
80 ülke
şimdiden su sıkıntısı çekmektedir. 1940-1980 yılları
arasında su kullanımı iki katına çıkmıştır. Nüfusun
hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit
kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.
Dünyadaki mevcut suyun hacmi
141 milyar
m3 tür. Bu miktar dünya yüzeyini 3 km.
kalınlığında bir tabaka halinde sarabilecek
büyüklüktedir. Bu suyun % 98'i okyanuslarda ve iç
denizlerde bulunmakta, fakat tuzlu olduğu için, içme
suyu olarak kullanıma, sulamaya ve endüstriyel kullanıma
uygun değildir. Dünyadaki suların ancak %2.5'i
tatlı sudur. Bunun da %87'si buzullarda,
toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve
kullanılamaz durumdadır.
İnsanoğlu, su ihtiyacını yüzeysel sular ve yeraltı su
kaynaklarından temin etmektedir. Tatlı suların en önemli
kaynağı yağışlardır. Küresel yıllık yağış 500 bin
m3 olup, her yıl yeryüzüne inen yağış aynı
miktardadır. Ülkemizde ise tatlı su kaynakları oldukça
sınırlıdır ve ihtiyaca ancak cevap vermektedir.
Türkiye'nin kullanılabilir su potansiyeli
110 milyar m3 olup, bunun
%16'sı içme ve kullanmada, %72'si tarımsal
sulamada, %12'si de sanayide tüketilmektedir.
Türkiye'nin mevcut su potansiyelinin kullanım
oranları;

Kişi başına düşen su kullanımı, toplumun gelişmişlik
seviyesiyle doğru orantılıdır. Gelişmiş ülkelerde bu
oran oldukça yüksek olmasına rağmen, gelişmekte olan
ülkelerde ise düşüktür. (ABD'de 1692 m3, Avrupa'da 726
m3, Afrika'da 244m"tür.) Dünyanın yıllık yağış
ortalaması 1000 mm olup, Türkiye'nin yıllık yağış
ortalaması ise 643 mm. dir. Türkiye su kıtlığı
çeken ülkeler arasında yer almamakla birlikte, hızlı
nüfus artışı, kirlenme ve yıllık yağış ortalamasının
dünya ortalamasından düşük olması; mevcut kaynakların
daha dikkatli kullanılmasını ve kirlenmeye karşı gerekli
tedbirlerin bir an önce alınmasını gerektirmektedir.
SU
KİRLİLİĞİ
A-
Yer altı Suları ve Kirliliği
Yağmur suyu yeryüzüne indiği andan itibaren kirlilik
oranında ani bir artış olur. Hayvansal ve bitkisel
artıklar, doğal ve suni gübreler, pestisitler ve
mikroorganizmalar su ile yeraltına doğru taşınır. Suyun
yüzey kısımlarındaki toprak tabakasından süzülmesi
sonucunda, zemin cinsi özelliklerine de bağlı olarak
kalitesinde önemli miktarlarda artış olur. Askıdaki
maddelerin tamamına yakını topraktaki süzülme yoluyla
uzaklaşır. Bunun sonucunda mikroorganizmalar büyük
ölçüde azalırken, suyun karbondioksit miktarı artar,
oksijen miktarı ise azalır.
Yeraltı suyu kirlenmesinin en büyük sebebi, evsel ve
endüstriyel atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara
verilmesidir. Katı, sıvı ve gaz atıklar alıcı ortama
verildikten sonra; iklim durumuna, toprağın yapısına,
yeryüzü şekline, atığın cinsine ve zamana bağlı olarak
yeraltı sularına karışır. Ayrıca zirai mücadele
ilaçlarının aşırı ve bilinçsiz kullanımı önemli bir
kirlilik sebebidir. Kanalizasyon sisteminin bulunmadığı
yerlerde, tuvalet çukurlarından ve gübrelerden sızan
kirli sular yeraltı suyuna karışarak, özellikle yaz
aylarında ölümlere yol açan bulaşıcı hastalıklara sebep
olmaktadır.
B- Yerüstü Suları ve
Kirliliği
Akarsu,
göl ve denizler yerüstü sularını oluştururlar. Dünya
nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit
olması, bu kaynakların kirletilmemesini ve çok iyi
kullanılmasını gerektirmektedir. Bilinçli su
kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit
tedbirlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve
tükenmesini önleyebiliriz. Bununla birlikte; üç tarafı
denizlerle çevrili olan ve çok sayıda yerüstü ve yeraltı
su kaynaklarının bulunduğu ülkemizde sular, evsel ve
endüstriyel atıklarla kirlenmektedir. Bu atıkların
arıtılmadan su yataklarına verilmesi, katı atıkların
düzensiz olarak alıcı ortama bırakılması, ayrıca
bilinçsizce yapılan zirai ilaçlama ve gübrelemeden
dolayı yerüstü suları kirlenmektedir.
Sanayinin çevre üzerindeki olumsuz etkisi diğer
faktörlerden çok daha fazladır. Sanayi kuruluşlarının;
sıvı atıkları ile su kirliliğine, buna bağlı olarak
gelişen toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı
kirlenmelere sebep olduğu ve doğa tahribine yol açtığı
bilinmektedir. Ayrıca son yıllarda sanayi ve
teknolojinin hızla gelişmesi sonucu köyden kente göç
olayı artmış, bu durum hızlı ve düzensiz yapılaşmaya yol
açmıştır.
Zirai mücadele için yapılan ilaçlamalarda, havadaki ilaç
zerrelerinin rüzgarla sulara taşınması veya tarım
ilaçları üretimi yapan fabrikaların atıklarının su
kaynaklarına arıtılmadan verilmesi sebebiyle sular
kirlenmektedir. Diğer yandan kimyasal gübrelerin
bilinçsizce ve aşırı kullanımı da zamanla toprağı
çoraklaştırmakta, bunun sonucunda hem toprağın verimi
düşmekte, hem de yeraltı sularına sızması ve yüzey su
akışlarıyla birlikte yerüstü sularına karışması
neticesinde su kirliliğine sebep olmaktadır.
Akarsu Kirliliği:
Akarsular;
küçük dereler, yağmur, kar ve kaynak sularıyla
beslenirler. Kanalizasyon suları, fabrika atıkları ile
havayı kirleten etkenlerin yağmur ve yüzey akışlarıyla
taşınması, tarımsal faaliyetler sonucu oluşan pestisit
ve gübre gibi kimyasal atıklar, akarsuları kirleten
başlıca etkenlerdir. Akarsular ve okyanuslar belli bir
seviyeye kadar olan kirliliği arıtma özelliğine
sahiptir. Bu sınır aşıldığında suda aşırı kirlilik ve
bozulma başlar. Akarsuların bazı etkenlerle kirlenmesi
sonucu akarsularda mevcut olan ekolojik denge
bozulmakta, bitkiler ve hayvanlar olumsuz yönde
etkilenmektedir.
Göl Kirliliği:
Göl kirlenmesinin ana unsurları akarsular ve atmosferik
olaylardır. Akarsularla taşınan çözünmüş ve askıdaki
maddelerin önemli miktarı erozyon ve kimyasal çözünme
sonucu oluşur. Ayrıca asit yağmurları da kirliliği
artırmaktadır. Göle karışan kirleticilerin büyük bir
kısmı akarsular, endüstriyel atıklar ve drenaj yoluyla
taşınmasına karşılık, atmosferle kirliliğin taşınması da
son derece önemlidir. Havadaki kirleticilerin yağışlar
ve rüzgar gibi atmosferik etkenlerle uzun mesafelere
taşınması ve yerüstü sularına karışması sonucu su
kirliliği meydana gelmektedir.
Deniz Kirliliği:
Ülkemizin
üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan deniz kirliliği
hayati önem taşımaktadır. Denizlerin taşımacılık ve
turizm amacıyla kullanılması, evsel, endüstriyel
atıkların arıtılmadan veya kısmen arıtılarak denize
verilmesi, deniz kazaları sonucu meydana gelen petrol
akıntıları, akarsulardan denizlere ulaşan tarımsal
atıklar, kirlenmeyi meydana getiren başlıca etkenlerdir.
Deniz kirliliğine sebep olan atıklar belirli bir
zamanda, bir bölgedeki kirlenme yoğunluğuna bağlı olarak
insan sağlığına ve çevreye olumsuz yönde etki
etmektedir.
Deniz kirliliğine sebep
olan diğer faktörleri şöyle sıralayabiliriz:

-
Deniz kıyılarında bulunan kent merkezleri ve sanayi
tesislerinden çıkan ve arıtılmadan denize boşaltılan
atıklar.
-
Tarımsal alanlarda erozyon sonucu akarsularla denize
karışan toprak ve diğer kirleticiler. (Tarım
alanlarından her yıl önemli miktarlarda toprak,
erozyon yoluyla denizlere taşınmaktadır. Denizlere
sadece toprak değil, tarımsal faaliyetler sonucu
akarsulara karışan pestisit ve gübre gibi kimyasal
atıklar da taşınmaktadır.)
-
Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru
hatlarından oluşan sızıntılar.
-
Gemiler ve diğer deniz araçlarından oluşan kirlilik
(petrol, yağ atıkları, zehirli sıvılar, pis sular ,
çöpler vb.)
Deniz kazaları neticesinde önemli
miktarlarda petrol döküntüsü suda birikmekte ve canlı
ortamını tehdit etmektedir. Özellikle büyük petrol
tankerlerinin kazaları sonucunda binlerce ton ham petrol
denize dökülmektedir. Ham petrol taşımacılığı, petro-kimya
sanayii ve organik kimya sanayiindeki gelişmeler kara,
hava ve denizlerdeki kirlilik miktarını artırmıştır.
Plastik maddelerin karadan ve gemilerden denize
bırakılması, plajlara ve denizin doğal yaşamına ciddi
zararlar vermektedir.
Denizlerimizdeki kirlilik
durumunu daha iyi anlamak için Karadeniz, Marmara, Ege
ve Akdeniz'in kirlilik durumlarına kısaca değinmekte
fayda vardır.
Karadeniz'de
Kirliliğin Sebepleri:
Karadeniz'in bazı bölgelerinde yapılan araştırmalar
sonucunda; koliform bakteri sayısı, organik madde
miktarı, bulanıklık gibi kirlilik unsurlarının normal
değerlerin üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Trabzon'da
yapılan bir araştırmaya göre; deniz kirliliğinin
sebepleri önem sırasına göre şöyledir;
-
Kanalizasyon,
-
Çöp ve atıklar,
-
Erozyon,
-
Doğu Karadeniz Bölgesinde kara yolu ulaşımının deniz
kıyılarından gerçekleştirilmesi,
-
Sanayi kuruluşlarının olumsuz etkisi..
Marmara Denizi'nde
Kirliliğin Sebepleri:

Marmara Denizi; özellikle Haliç ve İzmit
Körfezi başta olmak üzere, fiziksel ve kimyasal
kirleticilerin etkisinde kalmıştır. Giderek artan
kentsel ve endüstriyel faaliyetler sonucu, bazı
kirleticiler sınır değerlerin üzerine çıkmıştır. Bunlara
ilaveten Haliç'te dere ve yamaçlardan gelen erozyon
kalıntıları kirliliği artırmaktadır.
Ege
Denizi'nde Kirliliğin Sebepleri:
Ege Denizi'nde ortaya çıkan en önemli kirletici
kaynaklar; B. Menderes, Meriç ve Gediz Nehirleri ile
Çanakkale Boğazı ve İzmir şehrinden ileri gelen kentsel
ve endüstriyel atıklardır, İzmir Körfezi'nde petrol
rafinerilerinden birisinin bulunması ve yoğun deniz
trafiği de, petrol ve diğer petrol ürünleriyle körfezin
kirlenmesine yol açmaktadır.
Akdeniz'de
Kirliliğin Sebepleri:
Deniz yolu taşımacılığı, Mersin'deki petrol
rafinerisi ve İskenderun Körfezindeki iki adet petrol
boru hattı terminali önemli kirletici unsurlardır.
Bununla birlikte Akdeniz'de kirlilik oranı, Marmara ve
Ege Deniz'ine göre daha düşüktür.
ATIKSULARIN ARITILMASI İLE İLGİLİ ÜLKEMİZDEKİ DURUM
(Nüfus ve Belediye Bilgileri, TÜİK, 2004 verilerinden
alınmıştır.)
|
Belediye Atıksu Temel Göstergeleri,
1994-2004 TUİK |
1994 |
1995 |
1996 |
1997 |
1998 |
2001 |
2002 |
2003 |
2004 |
|
Main Wastewater Indicators of Municipalities,1994-2004 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Toplam belediye sayısı |
2 663 |
2 724 |
2 750 |
2 758 |
2 757 |
3 227 |
3 227 |
3 227 |
3 225 |
|
Total number of municipalities |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Anket uygulanan belediye sayısı |
2 134 |
2 278 |
2 322 |
2 456 |
2 712 |
3 215 |
3 215 |
3 215 |
3 213 |
|
Number of municipalities questionned |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Anket uygulanan belediye nüfusu
|
45 658 019 |
46 327 786 |
45 920 465 |
46 755 788 |
46 529 408 |
53 377 431 |
53 421 379 |
53 430 733 |
53 903 955 |
|
Population of municipalities questionned |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kanalizasyon şebekesi ile hizmet edilen
belediye sayısı |
1 188 |
1 347 |
1 383 |
1 493 |
1 647 |
2 003 |
2 115 |
2 195 |
2 226 |
|
Number of municipalities served by sewerage
system |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kanalizasyon şebekesi ile hizmet edilen
nüfusun toplam nüfusa oranı (%) |
52 |
54 |
55 |
58 |
59 |
64 |
65 |
67 |
68 |
|
Rate of population served by sewerage system
in total population (%) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kanalizasyon şebekesi ile hizmet edilen
nüfusun belediye nüfusuna oranı (%) |
69 |
72 |
72 |
77 |
78 |
81 |
83 |
85 |
86 |
|
Rate of population served by sewerage system
in municipal population (%) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Deşarj edilen atıksu miktarı (milyon m3
/yıl) |
1 510 |
1 633 |
1 679 |
1 922 |
2 091 |
2 301 |
2 498 |
2 861 |
2 923 |
|
Amount of wastewater discharged (million m3/year) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Atıksu arıtma tesisi sayısı |
41 |
46 |
55 |
68 |
80 |
126 |
145 |
156 |
172 |
|
Number of wastewater treatment plants |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fiziksel -
Physical |
3 |
3 |
7 |
9 |
13 |
25 |
28 |
31 |
35 |
|
Biyolojik -
Biological |
38 |
43 |
48 |
59 |
67 |
98 |
114 |
121 |
133 |
|
Gelişmiş -
Advanced |
- |
- |
- |
- |
- |
| |